Kırgızistan’ın Isık Gölü’nde gerçekleştirilen sualtı arkeoloji çalışmaları, Orta Çağ’a ait önemli bir yerleşim alanını gün yüzüne çıkardı. 6 Haziran 2026 tarihinde yapılan araştırmalar, yaklaşık 1 ila 4 metre derinlikte, 1400’lü yıllarda meydana gelen yıkıcı bir depremin ardından göle gömülen tarihi İpek Yolu kasabasını detaylandırdı. Uzmanlar, caddeler, kamu binaları ve geniş bir mezarlık alanını tespit ederek bölgenin tarihsel önemini vurguladılar.
Isık Göl’ün kuzeybatı sahilinde, Rusya ve Kırgızistan Bilim Akademileri iş birliğiyle düzenlenen 2025 yılı keşif gezisi, Toru-Aygyr kompleksine odaklandı. Maxim Menshikov ve Valery Kolchenko liderliğindeki ekip, sualtı dronları, dalgıçlar ve sondaj yöntemleri kullanarak batık yerleşimin dört ana bölümünü belgeledi. Bulunan pişmiş tuğla duvarlar ve taş değirmen, buranın sıradan bir köy değil, büyük çapta gıda üretimi yapan bir ticaret merkezi olduğunu gösterdi. Ayrıca, yüzeyde tespit edilen işlenmiş mimari parçalar, cami, hamam veya medrese gibi büyük kamu binalarına ait olabileceği düşünülüyor.
Geniş bir Müslüman mezarlığı, bölgenin inanç yapısı ve günlük yaşamı hakkında önemli veriler sunuyor. UNESCO’nun İpek Yolu mirası kapsamında değerlendirdiği bu stratejik bölge, dağ geçitleri ve kervan yollarını birbirine bağlayan kritik bir kavşak görevi görüyordu. Araştırmalarda, yaklaşık 14 dönümlük bir alanı kaplayan tarihi Müslüman mezarlığı gün ışığına çıkarıldı. İslami usullere uygun olarak, yüzleri kıbleye dönük olarak defnedilen bireylerin kalıntıları, dalgaların yarattığı aşınma nedeniyle korunma altına alındı. Bu kalıntılar üzerinde yapılacak laboratuvar çalışmaları, Orta Çağ toplumunun beslenme düzeni ve kökenleri hakkında önemli bilgiler sağlaması bekleniyor.
Resmi raporlar, İslamiyet’in yayılmasından önce bu bölgede Tengrizm, Budizm ve Nesturi Hristiyanlığı gibi inançların bir arada var olduğunu göstermektedir. Isık Göl, dışarıya akıntısı bulunmayan kapalı bir havza olması nedeniyle, sismik hareketlerin etkisiyle kıyı şeridinde dramatik değişimlere sahne oldu. 15. yüzyılın başlarında meydana gelen bu büyük felaket, şehri göl tabanına iterken, alüvyonların kalıntıların üzerini örtmesiyle tarihi miras sular altında kalmıştı.
Bilim insanları, sudan çıkarılan ahşap kirişler üzerinde ağaç halkası analizi ve hassas radyokarbon testleri yaparak felaketin kesin tarihini belirlemeyi hedefliyor. Bölgedeki seramik parçaları ve üretim atölyeleri, kentin bir dönem canlı bir üretim merkezi olduğunu kanıtlıyor. Arkeologlar, suyun aşındırıcı etkisinden dolayı yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalan bu tarihi mirası belgelemek için çalışmalarını sürdürüyor.