Suriye İnsan Hakları Topluluğu, HTŞ Rejiminin Kürt Bölgelerine Yönelik Saldırılarını Kınadı
Suriye İnsan Hakları Topluluğu (AHRS), Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) rejimi ve ona bağlı silahlı grupların kuzey Suriye’deki Kürt bölgelerine yönelik saldırılarına tepki gösterdi. AHRS, sahadan elde edilen bulgulara göre rejim güçlerinin Kürt bölgelerinde doğrudan sivilleri hedef aldığını ve ağır insani kayıplara neden olduğunu belirtti.
21 Ocak 2026 tarihli basın açıklamasında, söz konusu saldırıların sivillerin hedef alınması, yerleşim alanlarının ve geçim kaynaklarının tahrip edilmesi ile zorla yerinden edilmelere yol açtığı vurgulandı. Saldırıların en fazla kadınları, çocukları ve yaşlıları etkilediği ifade edilirken, binlerce kişinin artan güvensizlik ve korku nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kaldığı kaydedildi.
Batılı hükümetlerin HTŞ’nin Kürt halkına yönelik artan şiddeti karşısında sessiz kalmasından derin endişe duyulduğu belirtilen açıklamada, Alevi, Dürzi ve Hristiyan azınlıklara yönelik saldırıların da hâlen devam ettiğine dikkat çekildi. AHRS, HTŞ rejiminin tehdit, ayrımcılık ve toplu cezalandırma yöntemlerinin artık Suriye genelinde yaygınlaştığını vurgulayarak, bu durumun ülkenin etnik, dini ve kültürel çeşitliliği açısından varoluşsal bir tehdit oluşturduğunu söyledi.
AHRS, HTŞ rejiminin işlediği suçlardan sorumlu tutulması gerektiği vurgulanarak, uluslararası topluma ve Birleşmiş Milletler mekanizmalarına izleme, belgeleme ve hesap verebilirlik süreçlerini acilen güçlendirme çağrısı yapıldı. HTŞ’nin kuzey Suriye’de “yeni bir fetih savaşı” yürüttüğünü ilan etmesi nedeniyle durumun daha da acil bir hâl aldığını belirten AHRS, etnik köken ya da inanç ayrımı gözetmeksizin tüm insan hakları ihlallerinin mağdurlarıyla dayanışma içinde olduğunu vurguladı.
Suriye İnsan Hakları Topluluğu, Alevi, Hristiyan ve Dürzi topluluklar saldırıya uğradığında nasıl adalet çağrısı yaptıysa, bugün de Kürt halkı için aynı çağrıyı yapıyoruz. Açıklamanın sonunda, Suriye’de yaşayan Aleviler, Kürtler, Hristiyanlar, Dürziler ve diğer tüm azınlıkların kimliklerini ve kültürlerini onurla yaşayabilecekleri, eşit ve güvenli bir ülkeyi hak ettikleri vurgulandı.
(EMK)